Olası İstanbul Depremi Sonrası ‘Bina Güvenli Mi?’ Endişesine Yanıt: Kolon-Kiriş Kontrolü Ve Doğru Başvuru Süreci

29.06.2026
55
Olası İstanbul Depremi Sonrası ‘Bina Güvenli Mi?’ Endişesine Yanıt: Kolon-Kiriş Kontrolü Ve Doğru Başvuru Süreci

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremi; 10 ilde hissedilen etkisi, can kayıpları ve ağır hasarıyla bir kez daha şunu gösterdi: Depremi ‘yok saymak’ değil, yapıların gerçek durumunu bilmek hayat kurtarır. Depremin ardından gözler yeniden olası büyük İstanbul depremine çevrildi. Beklenen senaryolarda 7 ve üzeri büyüklükte bir sarsıntının birçok bölgede ciddi yıkımlara yol açabileceği vurgulanırken, vatandaşların aklındaki en kritik soru şu: Oturduğum bina depreme dayanıklı mı?

Uzmanlara göre bu soruya yanıt ararken, herkesin aynı riski eşit düzeyde taşıdığı varsayımı doğru değil. Binanın yaşı, taşıyıcı sistemi ve hasar göstergeleri belirleyici. Özellikle 1998 öncesi yapılan yapılarda daha dikkatli olunması gerektiği ifade edilirken, deprem sonrası ya da zaman içinde gelişen çatlaklar, paslanmalar ve donatıyla ilgili bulgular değerlendirilmeden karar verilmemesi gerekiyor.

Şüphe duyuluyorsa ilk adım: Bodrum kattaki kolon ve kiriş kontrolü

Depremin yıkıcı etkisinin temelini çoğu zaman taşıyıcı sistem zafiyetleri oluşturur. Bu nedenle olası riskten endişe duyan vatandaşların, en önce bodrum kattaki kolon ve kirişleri detaylı şekilde kontrol ettirmesi gerektiği belirtiliyor. Çünkü kolon-kirişler binanın yük taşıyan en kritik parçaları arasında yer alır. Söz konusu bölgelerde deprem sonrası hasar oluşup oluşmadığı, çatlakların varlığı ve şiddeti mutlaka incelenmelidir.

Yalnızca deprem anı sonrası değil, binanın eskimesi nedeniyle de zamanla hasarların ortaya çıkabildiğine dikkat çekiliyor. Bu yüzden ‘depremi atlattık’ düşüncesiyle kontrolün ertelenmesi risk yaratabilir. Boya-badana gibi kapatıcı uygulamalar nedeniyle iç mekânlardaki hasar izlerinin her zaman görünür olmadığı da ayrıca vurgulanıyor.

Hangi bulgular daha fazla ciddiye alınmalı?

Binada risk göstergesi olabilecek durumlar arasında pas paylarının dökülmesi ve demirlerin görünür hale gelmesi yer alır. Demirlerde paslanma, incelme ya da yüzey kayıpları gibi değişimler, yapının taşıyıcı güvenliği açısından önemli bir işaret olabilir. Ayrıca kolon ve kirişlerde oluşan çatlakların kontrolü kritik kabul ediliyor; çatlağın yüzeyde kalıp kalmadığı değil, hangi derinliğe ulaştığı da belirleyicidir.

Öte yandan çatlağın derinliği konusunda, ilk tespitler yapılırken çatlak ölçer ve donatı yerini saptamaya yarayan paşometre gibi değerlendirme araçlarından yararlanılabildiği ifade ediliyor. Basit bir gözlemle yetinmeden, çatlağın ne kadar ilerlediğinin anlaşılması önem taşıyor. Şüpheli durumlarda kolonun içerisine kadar gidebilecek derinlikte çatlakların risk oluşturabileceği belirtiliyor.

DASK hasar tespiti mi, riskli yapı tespiti mi? Doğru süreci seçmek

Bina hakkında şüphe yaşayan ve hasar bulgusu bulunan vatandaşların başvurabileceği iki ayrı yaklaşım öne çıkıyor. Bunlardan ilki hasar tespit çalışmasıdır. DASK tarafından yürütülen bu incelemeler; deprem kaynaklı hasarların değerlendirilmesine odaklanır ve binanın az, orta ya da ağır hasarlı olup olmadığını ortaya koymayı hedefler.

Daha kapsamlı değerlendirme ise riskli yapı tespiti olarak ifade edilir. Özellikle bodrum kattaki kolon-kirişlerde demirlerin ortaya çıkması, betonun el ile parçalanır hale gelmesi gibi durumlarda riskli yapı tespitinin gerektiği belirtiliyor. Bu tespit, yapının taşıyıcı güvenliği açısından daha geniş bir çerçevede ele alınır ve karar süreçlerine zemin oluşturur.

Riskli yapı tespiti nereye başvurulur? Süreç nasıl ilerler?

Riskli yapı tespiti için, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan lisans almış kurum ve kuruluşlara başvurulabildiği aktarılıyor. Başvuru sırasında tapu ve kimlik fotokopisi gibi belgelerin talep edilebildiği; lisanslı kurumların ise belirli bir ücret karşılığında bina risk raporu hazırladığı vurgulanıyor. Hazırlanan raporun ilgili belediyeye belirli bir süre içinde iletildiği, inceleme sonucunda riskli yapı kararı çıkması halinde ise kurumlara ve tapu süreçlerine yazılı bildirim yapılabildiği ifade ediliyor.

Riskli olduğu belirlenen binalarda, binaya şerh düşülmesi ve ev sahiplerine tebligat gönderilmesiyle süreç devam eder. Vatandaşların, belediye üzerinden yapılan değerlendirmeler sonrasında itiraz hakkı bulunduğu da belirtiliyor. Bina riskli değilse koyulan şerhin kaldırılabildiği ifade edilirken, güçlendirme imkânının değerlendirilmesi halinde belirli süreler içerisinde hak sahiplerine tebliğ süreci işletilebilir.

Riskli yapı çıkarsa ne olur? İtiraz, güçlendirme ve yıkım kararları

Binanın ‘riskli yapı’ olarak değerlendirilmesi durumunda, belediyenin yürüttüğü işlemler ve tebligatlar devreye girer. Öncelikle itiraz süreçleri önem kazanır. İnceleme sonucu riskin doğrulanmaması halinde şerhin kaldırılması mümkün olur.

Güçlendirme yapılabiliyorsa, hak sahiplerine uygun süre içinde tebliğ edilen plan üzerinden güçlendirme adımları gündeme gelebilir. Ancak kesin yıkım kararı gibi daha ağır bir sonuç söz konusuysa süreç; Bakanlık ve ilgili birimlerin koordinasyonunda yıkımın tamamlanmasına kadar ilerleyebilir.

İstanbul için çağrı: Belirsizlik varken beklemeyin

Olası büyük İstanbul depremi ihtimali konuşulurken, vatandaşların en doğru hamlesinin ‘belirsizliği’ büyütmeden değerlendirme başlatmak olduğu görülüyor. Kolon ve kirişlerin kontrolü, çatlakların derinliğinin anlaşılması, pas/demir görünümü gibi bulguların gözlemlenmesi ve gerektiğinde DASK veya yetkilendirilmiş kurumlar üzerinden inceleme yaptırılması, riskin gerçek boyutunu ortaya koymaya yardımcı olabilir.

Depremi önlemek mümkün olmasa da, doğru tespit ve doğru kararlarla can kaybını azaltmak mümkün. Şüphe varsa zaman kaybetmeden analiz yapılması, hem mevcut güvenliğin anlaşılması hem de olası afet senaryolarına hazırlık açısından belirleyici bir adımdır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.