15 Temmuz’un Üzerinden 10 Yıl Geçti: Şehit Eşi Muzaffer Gülşen’in Acısı Dinmiyor
15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen geride kalanların yüreğindeki izler silinmiyor. Ankara Kızılcahamam’dan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne doğru yola çıkan şehit Mehmet Gülşen’in ailesi, o gece yaşananlarla birlikte derin bir yasın içine düştü. Darbe girişimine engel olmaya çalışan Mehmet Gülşen; kardeşi Hakan Gülşen ile birlikte iki kardeşin kuzeni ve eniştesi Lütfi Gülşen’le beraber darbecilerin saldırısı sonucu şehit edildi. Ailenin yaşadığı kayıp, sadece bir geceye değil, yıllara yayılan bir dayanışma ve dayanma gücüne dönüştü.
O acıyı yaşayan isimlerden biri, 100 yaşındaki Muzaffer Gülşen. Darbe girişiminde iki oğlunu ve damadını kaybeden Gülşen, aradan geçen on yıla rağmen acısının dinmediğini vurguladı. AA muhabirine konuşan Muzaffer Gülşen, duyduğu üzüntünün hafızasında canlı kaldığını, yıllar geçse de acının yerini başka bir şeye bırakmadığını ifade etti. ‘Şuralara çarptım kendimi, ne yapacağım acı haberi duyunca yavrum’ sözleriyle yaşadığı şoku anlatan Gülşen, ‘O acı duruyor işte, hiç silinmiyor duruyor’ diyerek duygularını net biçimde dile getirdi.
Şehit haberinin ardından acı nasıl değişmedi?
Muzaffer Gülşen, kayıpların zamanla ‘eskimeye’cek kadar derin olduğunu belirtti. Şehitlerin vefat ettiği dönemde evdeki çocukların henüz küçük olduğunu, babalarını kaybettikleri yılın okula gidememe ile geçtiğini aktaran Gülşen, yıllar ilerledikçe çocukların büyüdüğünü, yürüdüğünü, evlilikler görüp hayatlarına yön vermeye başladıklarını anlattı. Ancak bu süreçte asıl kırılmanın devam ettiğini söyledi. ‘Ölene oluyor kaderlik’ diyerek kaderin ağırlığına işaret eden Gülşen, geçen 10 yılın acıyı hafifletmediğini, aksine anıların her daim canlı kaldığını dile getirdi.
100 yaşında aynı ilk günkü tazelik
Duygularını şiir gibi akıtan bir ifadeyle anlatan Muzaffer Gülşen, ’10 yıl oldu da yavrum şimdi çürümüş’ diyerek zamanın geçişine rağmen yürekteki yanmanın değişmediğini anlattı. Şehitlerin mezarları başında açılan güllerden bahseden Gülşen, kaybın sadece bir an değil, her gün tekrar eden bir hatırlama olduğunu söyledi. ‘Mezarının başında güller açılmış’ sözleriyle acının hatıralarla birlikte nasıl yaşatıldığını gösteren Gülşen, ‘Kekliği palazdan yavrum ne tez seçilmiş’ diyerek de o geceyi geride bırakamayan bir yasın dilini kullandı. Sonrasında söylediği ‘Ninni yavrum ninni’ ifadesi ise ailenin, kaybı kabul etme sürecinde sevgiyi ve özlemi nasıl sürdürdüğünü ortaya koydu.
Şehit eşi Menzile Gülşen’den: Bize vatan hediye ettiler
Muzaffer Gülşen’in eşi Menzile Gülşen de yaşananların ardından geride kalanların duygularını dile getirdi. Şehit çocuklarının ve yakınlarının çok güzel yerlerde olduğunu bildiklerini belirten Menzile Gülşen, ‘Bize vatan hediye ettiler’ ifadesiyle minnet duygusunu öne çıkardı. Şehitlerin geride bıraktığı boşluğa rağmen, vatan için verilen mücadelenin anlamını kaybetmediğini vurgulayan Menzile Gülşen, ‘Yavruları büyüdü, onlar, şehit çocukları, kahraman çocukları’ diyerek şehit yakınlarının taşıdığı gururu da aynı cümlede yaşattı.
Geçen yıllar acıyı azaltmadı, anlamı büyüttü
15 Temmuz’da yaşananlar, ailelerin hayatında kalıcı izler bırakırken, o izleri taşıyanların anlatımı da toplumsal hafızanın parçası oluyor. Muzaffer Gülşen’in ‘acının geçmediği’ vurgusu, yasın yalnızca bir dönemle sınırlı kalmadığını gösteriyor. Aile bireyleri, kayıpların ardından çocuklarının büyümesine ve hayata devam etmeye çalışsa da sevginin ve özlemin yerini dolduracak bir unsur olmadığını ifade ediyor. Menzile Gülşen’in sözleri ise şehitlerin sadece bir kayıp değil, aynı zamanda vatan için verilmiş bir emanet olduğunu anlatıyor.
10 yıl geçse de ilk geceki duygu ve sarsıntının korunduğu bu hikâye, 15 Temmuz’un ruhunu geride bırakanların dilinde yeniden şekillendiriyor. Şehitlerin hatırası, mezar başlarında açan güllerle, evlerde kalan izlerle ve her gün yeniden hatırlanan bir minnetle yaşamaya devam ediyor.
Henüz yorum yapılmamış.